Get Even More Visitors To Your Blog, Upgrade To A Business Listing >>

32nd LESSON — 32 nci İNGİLİZCE DERS

Her dilde olduğu gibi, İngilizcede de kelimelerin başına veya sonuna getirilerek, onların manasını değiş­tiren küçük ekler vardır. Bu ekler, eğer kelimenin ba­şına getirilirse (prefix — pri’fiks) önek, sonuna geti­rilirse (suffix — safiks) sonek denir.

Bu kitabın çerçevesine uygun olarak, onların en önemlilerden beş tanesini veriyoruz:

—    less des) — ness (nes) — un (an)

Iy : bir sıfatın sonuna getirildiği zaman, o sıfat nitelik zarfı olur. Türkçede çok kez (ce) soneki ile anlatılır: deli—delice gibi.

brave — cesur; bravely—cesurca
short—kısa; shortly—kısaca.
great—büyük; greatly—büyükçe.
slow—yavaş; slowly—yavaşça.
kind—nazik; kindly—nazikçe.
easy—kolay; easily—kolayca.
sweet—tatlı; sweetly—tatlıca.
ful: bir kelimenin sonuna gelince, (doluluk) ve (çok­luk) anlatır.
doubt—şüphe; doubtful—şüpheli.
colour—renk; colourful—renkli.
joy—neşe-, joyful—neşeli
power—kuvvet; powerful—kuvvetli.
fruit—meyve; fruitful—meyve dolu.
truth—hakikat; truthful—hakikatli.
les: bir kelimenin sonuna takılan bu sonek (eksiklik), (azlık) anlatır.
power—kuvvet; powerless—kuvvetsiz.
sleep—uyku; sleepless—uykusuz.
harm—zarar; harmless—zararsız.
cloud—bulut; cloudless—bulutsuz.
doubt—şüphe; doubtless—şüphesiz.
end—son; endless—sonsuz.
colour—renk; colourless—renksiz.
worth—değer; worthless—değersiz.
ness: bu sonek hal, durum anlatır. Bu şekil Türkçede (lik) soneki ile yapılır. Deli-—delilik gibi.
good—iyi; goodness—iyilik.
happy—mutlu; happiness—mutluluk.
high—yüksek; highness—yükseklik,
blind—kör; blindness—körlük.
clean—temiz; cleanness—temizlik.
hard—sert; hardness—sertlik.
cheap—ucuz; cheapness—ucuzluk.
un : bir kelimenin önünde, (değil) manasına gelir. Türkçede ekseri (..sız) sonekiyle anlatılır.
able—erkli; (kudretli)       unable—erksiz
necessary—lüzumlu; unnecessary—lüzumsuz.
kind—nazik; unkind—nazik değil, nezaketsiz.
closed—kapalı; unclosed—kapalı değil, açık.
happy—mutlu; unhappy—mutsuz
truth—hakikat; untruth—hakikat değil, ya­lan
paid—ödenmiş; unpaid—ödenmiş değil, ödenmemiş.
to do—yapmak; to undo—bozmak (yapılan şeyi bozmak).
care — dikkat
careful dikkatli
carefully dikkatle
carefulness dikkatlilik
careless dikkatsiz
carelessly dikkatsizce
carelessness dikkatsizlik
happy — mutlu
happily mutlu olarak
happiness mutluluk
unhappy mutsuz
unhappily meyusça mutsuzca
unhappiness mutsuzluk
aware (e’uer) haberdar, far­kında, bilir; beauty (biu’ti) güzellik, bus (bas) otobüs, beside (bi’sayd) yanında, delight (di’layt) sevinç, kı­vanç.

feel, to (tu fîl) duymak, sez­mek.

intend, to (tu in’tend) niyet etmek.

joy (coy) neşe, sevinç, lucky (la’ki) şanslı, mercy (mör’si) merhamet, aman, af. occupant (ok’kiu’pent) işgal eden.

on top (an top) tepesinde, pity (pi’ti) acıma, pleasant (plî’zant) hoş. presence (pri’zens) mevcudiyet.

Your visit is a most agreeable surprise to me. Ziyaretiniz benim için hoş bir sürpriz oldu.
I must put up with it. Buna katlanmalıyım.
You need not trouble about him. Onun (erk.) için üzülmeyin.
That is nothing to the purpose. Bu başka bahis.
I am aware how lucky you are. Ne kadar talihli olduğunuzun farkındayım.
EGZERSÎZ 52 —- Aşağıdaki kelimeleri (nitelik zar­fı) şekline koyunuz. Örnek: easy—easily.

easy — sweet — pleasant — violent —- safe — bad — sure — wise.

EGZERSÎZ 53 — Aşağıdaki kelimeleri (doluluk), (çokluk) anlatan şekle koyunuz.

delight — use — pity — right — beauty — mercy.

EGZERSÎZ 54 — Aşağıdaki kelimeleri zıt anlam şekline koyunuz.

aware — certain — to dress — fair — lucky — natural — ready.

EGZERSİZ 55 — Aşağıdaki kelimeleri (eksiklik), (azlık) anlatan şekle koyunuz.

heart — father — mercy — name — friend — voice

—   mother.

OKUMA

A clever answer.

One day, a woman was sitting on the top of a bus, when a workman sat down beside her and began to talk to her.

Feeling annoyed at the man’s presence, she turned to him and said:

“Look here, if you wex’e my husband, do you know what I would do with you?”

“No I don’t, but I would like to know.”

“Well,” said she, “I would give you poison.”

“And do you know what I would do if you were my wite?” asked the man.

“No,” said the woman, “what could you do?” “Well, I would take the poison…”

No need for the match.

One day, Sandy was in a train whose only other occupant was an Englishman. He lit a cigarette.

Suddenly the other began to search in his poc kets. Not finding what he wanted, he said:

“Please, would you give me a match, sir?”

Sandy took one match out of his box and put it beside the Englishman.

The latter continued to search, and said:

“Well, I have left my cigarettes at home,..”

“If that it so”, said Sandy, “you won’t need the match.”

And he put it back into the box.

on the top: tepesinde, üstünde — on the top of the bus: otobüsün üst katında.

feeling annoyed (fîl’ing a’noyd): rahatsız olan — feeling annoyed at the man’s presence: adamm varlı­ğından rahatsız olan.

what I would do: ne yapardım.

I would like to know: bilmek isterdim.

I would take the poison: zehiri içerdim.

he lit lit): to light (tu iayt), yakmak — fiilinin geçmiş zamanıdır.

whose only other occupant: tek yolcusu olan.

out of his box : kutusundan.

if that is so: öyle ise (idiom).

you won’t need: you will not need — ihtiyacınız olmayacak.

http://www.ingilizceceviri.org/ingilizce/32nd-lesson-32-nci-ingilizce-ders



This post first appeared on En İngilizce, please read the originial post: here

Share the post

32nd LESSON — 32 nci İNGİLİZCE DERS

×

Subscribe to En İngilizce

Get updates delivered right to your inbox!

Thank you for your subscription

×