Get Even More Visitors To Your Blog, Upgrade To A Business Listing >>

8 Mart

8 Mart

Bugün 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü.

Din, dil, sınıf, kültür, eğitim… Diye ayırt etmeden tüm kadınların hem kendi aralarında eşit, hem erkeklerle eşit görülmeleri gerektiğini bizlere anlatan, hatırlatan sembolik ve evrensel gün.

Kimimiz önemsiyor bugünü, kimimizin umrunda bile değil, kimimiz ise çiçek bekliyor kocasından ya da kalp şeklinde çikolata… Bence, bu günü hediyenin, çiçeğin, yemeğin, göbek atma günü değil. Zira 8 Mart panayır değil. Benim önerim 8 mart vesileyle, başka kadınları hatırlamak, onları anmak ve anlamak ve anlatmak. Hem şahsen tanıdığımız hem de hiç görmediğimiz, tanımadığımız kadınları. Onların şartlarını düşünmek ve nerelerde nasıl zorlandıklarını anlamaya gayret etmek! Hemcinslerimize yüreğimizi açmak ve bir kez olsun, önyargısız yaklaşmak! Senede bir gün olsun bunu yapabilsek keşke!

Anlatacak çok hikâye var, yapacak nice iş. Duymamız gereken ne kadar çok ses var, uyanmamız gereken nice hakikat.

Türkiye’de kimi verilere göre günde 3, kimi verilere göre günde 5 kadın öldürülmekte. Bunlar sadece bilinen, duyulan, konuşulan rakamlar. Birde meselenin görünmeyen kısmı var ki, onun boyutlarını hiçbirimiz kavrayamıyoruz. İsimlerini, hikâyelerini, umut ve hüsranlarını kimseler bilmeden sessizce toprağa veriyoruz kurbanları. Geçiştiriyor, üzerini kapıyoruz. Ama örtmekle düzelmiyor problemler, hallolmuyor ataerkil şiddet. Makyaj yapmakla kapanmıyor yaralar. Tam tersine, katlanarak artıyor sorunlarımız. Kuşaktan kuşağa geçiyor.

En yakınlarındaki, belki de bir zamanlar en çok sevdikleri erkekler tarafından hırpalanan, öldürülen kadınlar bunlar. Ve onların kız kardeşleri, yeğenleri, ablaları, kızları, anneleri…

Yaşanan trajedinin kadın tanıkları… Bir gün mikrofonu onlara tutsak neler anlatırlar acaba?

Şiddetin fiziksel ve cinsel olanına ne denli odaklandığımızı, başka şiddet türleri de var olduğunu hatırlamakta ve konuşmakta eksik kalıyoruz. Şiddetin fiziksel ve cinsel olduğu kadar psikolojik ve ekonomik diğer türlerin varlığının konuşmadıkça kadınların bunlara maruz kalma koşullarını tam olarak değerlendiremeyeceğiz.

Hani derlerya; “Feminist olmaya gerek yok! Türkiye de feminizme ihtiyacımız yok. Bu Batı dan ithal edilmiş bir akımdır. Bizim aile yapımızda kadınlar zaten çiçektir; analarımız zaten kutsal.”

Aile yapılarımızda annelerimize, anneannelerimize verilen öneme ve bunun güzelliğine yürekten katılıyorum ama ne olur buradan yola çıkarak kendimizi kandırmayalım. Türkiye de kadınlar ile erkeklerin eşit olmadıkları, kız çocuklarımız ile oğlan çocuklarımıza aynı imkânları vermediğimiz gerçeğini daha fazla görmezden gelmeyelim.

“Batı da aile yapıları yoz ve çürük, bizde ise geniş ve köklü” şeklinde kolay genellemelerin arkasına sığınmayalım. Ataerkillik, sadece erkeklerin kadınları ezdiği siyah-beyaz bir sistem değil. Ataerkillik bundan çok daha karmaşık.

Kabul edelim, kadınlar da kadınları eziyor. Yaştan, konumdan, hatta bazen analıktan (bilhassa oğlan çocuk anası olmaktan) güç alarak kendilerinden daha genç ya da zayıf olan kadınları denetliyor, yönetiyor, eziyorlar. Ekonomik olarak kadınlar sadece erkeler tarafından sömürülmüyor. Aynı zamanda yüksek gelirli kadınlar tarafından da sömürülüyor.

Keza ataerkillik kadınları mutsuz ettiği gibi erkekleri de mutsuz ediyor. Ataerkilliği sorgulamak ve aşmak hem kadınlara iyi gelecek hem erkeklere!

Bir sonraki 8 Mart daha yaşanılası bir dünya olsun istiyorsak şayet…



This post first appeared on Kadın Gazetesi Gülüşün Dünyası, please read the originial post: here

Subscribe to Kadın Gazetesi Gülüşün Dünyası

Get updates delivered right to your inbox!

Thank you for your subscription

×